• Arkadaşlarım

Tiyatroya 301 Gölgesi

Çarşamba, Mayıs 21, 2008 · Kategori: Tiyatro

         Biz Duvar Sahnesi oyuncuları olarak 2004’den bu yana Muğla’da tiyatroyu yaşatmayı çalışıyoruz. Bizce sanat toplumdaki tüm karanlıkların üzerine cesaretle gidebilmeli, toplumun bütün çürümüşlüklerinin üzerine inatla gidip onları değiştirip dönüştürebilmelidir. Daha önce de vurguladığımız gibi biz duvarımızı bütün bu karanlığın ve çürümüşlüğün önüne örmeye çalıştık.

 

  Bunun ne kadar zor bir iş olabileceğini ve önümüze ne gibi engellerin çıkartılacağını ise tıpkı Hrant gibi yaşayarak gördük. Biz herzaman heryerde ve özgürce tiyatro anlayışından hareket ederek kimi zaman perdelerimizi sokakta insanların içerisinde açtık. Sokaktaydık çünkü insanların içindeydik. Sohbet ettik onlarla, dertlerini dinledik. İnsanların içinde onlarla buluşarak seslerine ses olmak, acıları paylaşmak, mutlulukları beraber yaşamak istedik. Kimi zaman başkalarının acılarını, umutlarını onlarla paylaşarak yeni bakış açıları yaratmayı hedefledik. Örneğin; Yatağan Termik Santralinin külleri arasında kalan insanların kanser olamasına tepki göstermek amacıyla Yatağn sokaklarında  ‘Kara Örtü’ isimli oyunumuzu oynadık.

 

Çünkü tiyatro gözün görebildiğinin ötesini görmek, kulağın duyabildiğinin ötesini duyabilmek, derinin dokunduğunun ötesini hissetmek, kelimenin anlamının ötesini düşünmeyi gerektirirdi. Kuşkusuz bunun içinde öz disipline ait herşeyin alaşağı edileceği bir düşünce  yapısı gerekliydi. Sınırlar, önce eylemlere yön verecek olan,  kurgulanmış, önyargılara sahip beynimizin katmanlarında gizli değilmiydi? Bunun için de öncelikle kafadaki polislere kısa devre yaptırmak gerekliydi. Fakat verilen bu bireysel savaş toplumsal sorumlluluğuda doğurmamakta mıydı? Işte asıl sorun da burada başlamaktaydı. Bu bireysel sorumluluğun paylaşılması sürecinde kültürel ve toplumsal kurgulamalar, ideolojik algılamalar belli kalıpların yıkılmasnı engelleyerek, özgürlüğün paylaşılıp geliştirilmesini engelleyen en önemli unsurdu. Tarih bu savaşımı veren insanlarla ve onlara uygulanan şiddetle doluydu.

 

Kuşkusuz bu anlamda biz hiçbir zaman toplumsal sorumluluklarımızı unutmamalıydık. Çünkü bu unutma durumu başkalarının acı çekmesini de unutma durumunu doğurmaktaydı. Neden öldürülmüştü Hrant? Kim öldürmüştü? Herşey gözümüzün önünde olmamış mıydı? Kimler nelere göz yummuştu? Neyi savunuyordu Hrant, ne düşünüyordu?  Bütün sorularının yanıtlarını herkezin bildiğinden eminiz ama neden söylenemiyordu neden konuşulamıyordu bütün bunlar? Kardeşimiz Hrant acaba katilinle yüzyüze geldiğinde ne düşündün? Bütün bunları düşündükçe içimizin çok acıdığının farkındaydık ve düşündük ki başka Hrantlar olmamalıydı, Hrant’ın neden öldürüldüğü anlatılması gerekirdi, ölümünün arkasında hangi karanlık güçlerin olabileceğinin gösterilmesi gerekirdi. Acımız ve öfkemiz büyüktü bütün bunlarında anlatılaması gerekirdi evet çünkü kardeşimizi vurmuşlardı. Bu amaçla Sevgili Hrant’ın son yazısı olan ‘Ruh Halimin Güvercin Tedirginliği’ adlı yazısından hareketle ‘SON YAZI’ oyunumuzu hazırladık. Bu yazıyı gözümüzdeki yaşlarla okuyabiliyorduk anca ama herşeye rağmen o yazıdaki umudu gördükçe de mutlu oluyorduk ve bu durum bize güç veriyordu.

 

Oyunu hazırlamamızdan birgün sonra bizi tanıyan birine gelen telefonla ise tüyleriz diken diken oldu. Telefonla arayan bir sivil polisti ve bizim oynayacağımız oyunun haberini daha kimse bilmezken oyunun nezaman olacağı hakkında bilgi almaya çalışmıştı. Peki bir gün önce yazıp oynama kararı aldığımız oyunumuzu bu kadar çabuk nasıl haber alabilmişlerdi? Peki aylarca önceden Hrant’ın öldürüleceği belliyken neden önlem alınamamıştı? Sorular kafamızda uçuşurken 14 Şubat 2008’de oyunumuzu oynama kararı aldık. Oyun sabahı prova alırken anladık ki birçok kişi aranarak oyunu izin almadan oynatmayız denmiş. Oyunu oynayacağımız Sınırsızlık Meydanı’na geldiğimizde 150’ye yakın gaz maskeli, joplu polisle karşılaştık biz ise oyunu oynayanlar olarak toplam 5 kişiydik. Oyunu oynamak için hazırlık yaparken bir polis yanımıza yaklaşıp: “ Oyun oynamak için izin almanız gerekir, oynarsanız suç işlemiş olursunuz, siz bilirsiniz, derhal işlem başlatırız, tutuklanırsınız” dedi. Biz de yakapaça götürülmenin insanlar tarafından nasıl karşılanıcağını ve anlatmak istediğimizi engelleyip önüne geçeçeği kararına vararak bu yaşananları seyircilerimize aktarıp  yazdığımız oyunu sadece basın açıklaması şeklinde okuyabildik ve polisin bu tutumunu eleştirerek birkaç gün sonra gerekli işlemler yapıldıktan sonra oyunumuzu tekrar bu alanda oynayacağımızı belirttik. Sanki çocuğumuzu elimizden alamaya çalışmışlardı.

 

14 Şubat 2008 Perşembe günü ise izin işlemi tamamlandıktan sonra oyunumuzu Sınırsızlık Meydanında 300 kişiye yakın insanla paylaştık.İnsanların ilgisi, kimilerinin gözleri buğulu bir şekilde oyunumuzu izlemesi bizi çok etkilemişti. Çünkü belki Hrant’ı hiç tanımamış insanlara onu anlatmış, gördüğü haksızlıkları gözler önüne sermiş ve Hrant’ın kimler tarafından öldürülebileceğine dair soru işaretleri yaratabilmiştik.

 

27 Nisan’da ise bir arkadaşın evine tebligat getiren jandarmadan öğrendik ki bazı kesimler anlaşılan çok rahatsız olmuştu. Hakkımızda TCK'nın 301. Maddesi gereğince Devletin yargı organlarını,söz düşünce ve fiillerle aşağılamak suçlamasıyla soruşturuma başlatıldı.

 

Şu anda soruşturma sürecindeyiz. Dava açılıp açılmayacağını ise bilmiyoruz. Savcı bize şöyle demişti: “bıraksanıza bu işleri, bu işler size mi kaldı, kendi işinize baksanıza”. Bizde dedik ki evet bize kaldı. Çünkü kardeşimizi vurdulaaaar, kardeşimizi vurdulaaaaaaaar...

 

 

DUVAR SAHNESİ OYUNCULARI



EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki ::