SAKINCALI BİR İŞ: TİYATRO
Perşembe, Nisan 10, 2008 · Kategori: Tiyatro
Biz Duvar Sahnesi oyuncuları olarak 2004’den bu yana Muğla’da tiyatroyu yaşatmayı çalışıyoruz. Bizce sanat toplumdaki tüm karanlıkların üzerine cesaretle gidebilmeli, toplumun bütün çürümüşlüklerinin üzerine inatla gidip onları değiştirip dönüştürebilmelidir. Daha önce de vurguladığımız gibi biz duvarımızı bütün bu karanlığın ve çürümüşlüğün önüne örmeye çalıştık. Bu amaçla geçen sene Yatağan ve aslında tüm dünya halkı için önemli olan termik santralin yaydığı zehrin acı sonuçlarını aktarmaya çalıştık. Kara Örtü isimli oyunumuzu Yatağan sokaklarında sergilerken gördük ki aynı gün düzenlenen panelden daha çok kişiye kahvehanelerde, pazaryerinde ve caddelerde ulaşabildik. Panele konuşmacı olarak katılan
Akademisyenlerden biri bizi
bu oyun için tebrik ederken aynı akademisyenin daha önce üniversite
içinde oynadığımız savaş karşıtı oyunda geçen Goran Bregoviç’in
Ederlezi şarkısından sonra “oyunda neden Kürtçe parça söylediniz?
(!)” diyerek bize tepki göstermesi ise tamamen bir çelişkiydi.
Sokaktaydık
çünkü insanların içindeydik. Sohbet ettik onlarla, dertlerini dinledik.
Tabi ki insanların içinde onlarla buluşarak seslerine ses olmak bazı
kesimlerin de istemeyeceği bir şeydi. Muğla’da tiyatro sadece salonlarda
belli bir kesimin izlediği sanat dalına dönüşmüştü. Biz de tiyatroyu
her kesime ulaştırabilmek için ‘ her zaman her yerde tiyatro’
görüşünden hareketle her fırsatta açtık perdelerimizi sokaklarda.
Sanat kişilerin kendilerini özgürce ifade etme yollarından sadece
bir tanesidir ve bu özgürlüğün hiçbir şekilde ya da koşulda
kısıtlanmaması gerekir. Biz tiyatrocuyuz, oyuncuyuz, tiyatro yapıyoruz
kimden niçin izin alıyoruz? Kim bizim oyunlarımızı hangi kriterlere
göre değerlendirip, denetleyebilir? Denetleniyoruz. Denetlenmekle
de kalmıyoruz aynı zamanda fiziksel ve simgesel şiddette de maruz
kalıyoruz. Bu durum aslında hem biz tiyatro oyuncularını hem de
bizi izlemeye gelen seyircilerimizi de etkiliyor ve baskı altına alıyor.
Oyunlarımızı ellerinde silahlar ve kalkanlar, yüzlerinde gaz maskeleri
olanların yarattığı korku çemberinde oynamak zorunda kalıyoruz.
Dolayısıyla bu durum seyircimizin de bu korku çemberinden payını
almasına neden oluyor. Tiyatroyu fildişi kulelerden çıkartıp halkın
ayağına götürmeyi şiar edinen bizlerden seyircilerde uzaklaşmaya
başlıyor böylece.
Geçen sene 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde Muğla’nın çeşitli yerlerinde oyunlarımızı sergileyip tiyatrolar gününü insanların içinde, ait olduğu yerde kutlamayı istedik ama onlara göre bizim yaptığımız iş o kadar sakıncalıydı ki etkinliğimize ancak şehrin dışındaki bir parkta izin verebildiler (!).
Yine
geçen sene 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününde ‘Kadın Olmak’
isimli oyunumuzu ve zamanında kitap yakan darbecilerin Muğla Üniversitesi
Kütüphanesine kitap bağışlamasına karşılık ‘Darbe’ isimli
oyunlarımızı yine aynı korku çemberi içerisinde meydanlarda sergiledik.
Bütün bunların sonucunda Üniversite Yönetimi tarafından “Siyasi
içerikli oyun oynamak”, “adliye binasından Sınırsızlık meydanına
yürüyerek gitmek”, “Üniversiteyi eleştiren basın açıklamasına
katılmak”, “ideolojik halay çekmek” ve hatta orada olmadığımız
halde okulda düzenlenen Nevruz kutlamalarına katılmak gibi suçlamalardan
soruşturmalara maruz kaldık.
Yine
bu senenin başında bir kafeyi basan ve içerde bulunan herkesi gözaltına
alan emniyet mensupları gözaltına aldıkları kişiler üzerinde
fiziksel şiddet uygulamış Duvar Sahnesi oyuncusu olan arkadaşımızın
kafasına copla vurarak “tiyatro yapmak neymiş gördün mü?”,
“bir daha tiyatro yapacak mısın?” diyerek tehdit etmişti.
Ve
en son 14 Şubat 2008 Perşembe günü Hrant Dink anısına onun son
yazısından alıntılarla bir oyun hazırladık ve sınırsızlık
Meydanı’nda oynamak istedik fakat meydan tiyatro izleyicisinden çok
dört bir yanımızı sarmış 100’e yakın polisle doluydu. ‘Oyun
oynamak için izin almanız gerekir, oynarsanız suç işlemiş olursunuz,
siz bilirsiniz, derhal işlem başlatırız, tutuklanırsınız’ diyerek
engel oldular.
Bütün bu fiziksel ya da simgesel saldırıların yanı sıra birçok imkânsızlıkla da baş etmek zorunda kalıyoruz. Çalışmalarımızı tiyatroya yakışan bir şekilde yapabileceğimiz, oyunlarımızı sergileyebileceğimiz salonlar bulmakta güçlük çekiyoruz. Bütün bu imkânsızlıklar içinde köy çocuklarına oyun götürmeye çalışıyoruz, bütün bu olumsuzluklara oyunlarımız ve seyircilerimizden aldığımız güçle, çocukların gözlerindeki parıltılarla ve sevinç çığlıklarıyla karşı çıkmaya çalışıyoruz ve diyoruz ki; ‘Her zaman her yerde ve özgürce tiyatro’ .
Duvar Sahnesi

