Hayatın Neresindeyiz?
Perşembe, Nisan 10, 2008 ·
Nicedir biliyoruz bir damlanın okyanuslar oluşturduğunu. Oysa öyle çok ki yaşamlarımızda hani derya içinde olup ta deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf yaradılışlı varlıklar. Ve demiş ki Nazım; bu dünyada bu zulüm senin sayende, yani derya içinde olup deryayı bilmeyen balıklar yüzünden.
Biz, Duvar Sahnesi olarak sanatın toplumu dönüştürücü gücüne olan inancımızla ve okyanusu tümüyle kucaklayarak çıktık yola 2005 senesinde. Yaşadığımız şehirde tiyatro kişilerin kendi çıkarına hizmet eden ve insanların egolarını tatmin etmeleri için bir araçtan öteye gidemeyen bir boş zaman etkinliği haline getirilmişti. Biz tiyatronun insanlar üzerinde nasıl güzel etkiler bırakabildiğinin farkında olduğumuz ve onu politik bir tavır alış olarak gördüğümüz için duvar sahnesi olarak Muğla’ya bir alternatif sunulması gerektiğini biliyorduk. Çünkü sadece Muğla değil, Türkiye’nin geneli bir körleşme içindeydi; burnumuzun dibindeki savaşı görüyor ama sesimizi çıkarmıyorduk, topraklarımız yabancı sermayeye peşkeş çekiliyor, devletin elindeki neredeyse bütün kurumlar özelleştiriliyor, işsizlik hızla artıyor, açlık sınırı gitgide yükseliyor, biz sadece seyrediyorduk, seyrediyoruz. Yani çürümeye, uyuşturulmaya, yozlaşmaya karşı bir “duvar” bizimkisi. Fakat bu düzen her yapıyı kendi tekeline almaya çalıştığı gibi doğal olarak toplumcu gerçekçi sanatın önünde bir engel oluşturup onu da kendi ağına çekmeyi hedefliyor ve bu sayede özgür düşüncenin yayılmasını engelleyip, bizi bir kalıba sokmak istiyor: “Aman kimse uyanmasın!”
Dedik ya farkındayız; geçtiğimiz sene Yatağan’daydık, ölüm uykusuna yatmış insanların şehrinde. Her gün insanlar ölüyordu sessiz bir şekilde. Sessiz çığlıklar yükseliyordu yalnızca, ama onları duyan var mıydı? Yatağan’dan yükselen çığlıkları kim duyuyordu? Kara bir örtü kaplamıştı Yatağan’ın üstünü. Derler ki; zamanın birinde Suriye kralı Selevkos’un oğlu, üvey annesine aşık olur ve bunu da babasına söyleyemediği için kederinden hasta olur, yataklara düşer. Selevkos’da oğlunun içler acısı durumunu görür ve zamanın bütün ünlü hekimlerini getirerek oğlunu iyileştirmeye çalışır ama başarılı olamaz. Sonunda oğlunun üvey annesine aşık olduğunu anlar ve ölmek üzere olan oğlu için çok sevdiği karısını feda eder; Stratonikea’yı oğluna verir. Şu anda Yatağan termik santrali küllerinin arasında kalan Stratonikea antik kentini kurdurur. O zaman bu zaman Stratonikea şehri aşk ve güzellik şehri olarak anılmaya başlar. Zaman geçer çağlar değişir ama bu sefer hikaye tersine döner bu sefer kral yani devlet, çocuklarının ölümünü engellemek için termik santrali feda etmez. Ve insanlar birer birer yaşamlarını yitirmeye başlar. Kara bir örtü kaplar Stratonikea’nın, yani Yatağan’nın üstünü. Peki, sessiz mi kalacaktık insanlarımızın çocuklarımızın ölümüne. Sessiz kalmadık. Yatağan sokaklarındaydık ‘Kara Örtü’ isimli oyunumuzla ve bağırdık hep bir ağızdan bu kara örtüyü kaldırmak için. Onların çığlığı bizim çığlığımız oldu.
Köy çocuklarıyla kucaklaştık, birlikte oyunlar oynadık, şarkılar söyledik. Birlikte temiz bir dünya düşledik. ‘Renkler Ülkesi Temiz Bir Dünya İstiyor’ isimli oyunumuzu oynadık. Muğla’da ilk defa sokaklara çıktık sokak oyunlarımızı oynadık. Tabi bütün bunlar da birçok insanı rahatsız etti hakkımızda birçok gerekçeyle üniversite yönetimince soruşturmalar açıldı. ’12 Eylülü anlatan siyasi içerikli tiyatro oyunu oynamaktan, halay çekmekten, basın açıklamasına katılmaktan’ hakkımızda soruşturma açıldı. Gülüp geçtik kimi zaman bütün bu olanlara ama durmadık devam ettik bütün bu yozlaşmanın önüne duvarımızı örmeye.
Bu sene perdelerimizi aynı 3 sene önce olduğu gibi ışığını hiç kaybetmediğimiz ve okyanusun geçilmesi için kürekleri olanca gücüyle çeken Nazımla açtık. Kendi yazdığımız “Bir Memleket Destanı” isimli oyun Nazım Hikmet’in yaşamını, Anadolu’ya gelişini, sürgün yıllarını anlatan şiirleriyle beslenen bir portre çiziyor ve zamanında nasıl sanatına engel olunmaya çalışıldıysa, günümüzde de bu zihniyetten pek de farklı olmayan bir şekilde şiirlerinin internet üzerinden ulaşımını engellemeye çalışan tekelci sermayeye karşı verilen mücadeleyi anlatıyor...
(2007)

